Pazar, Nisan 20, 2008

Pencereden Geceye Bakmak

( Yazarken Beethoven'dan Moonlight Sonata çalıyordu. Okurken de çalarsa belki güzel olur diye bu sefer başa koydum =) )

------------------------------------------------------
Pencereden Geceye Bakmak

Ne kadar olmuştu?
En son ne zaman,
Dışarı bakmıştım pencereden,
Hatırlamıyorum...
Öylesine bakmak değil ama.
Bir ses duydun diye bakmak değil.
Göz gezdirmek için değil.
Hava almak için de değil.
Gerçekten bakmak için dışarıya.
Görmek için.
Merak ettiğin için.
Öylece dışarıyı seyretmeyi sevdiğin için.

Neden unutmuştum peki?
Çok meşgul olduğumdan mı?
Yatmadan önce 5 dakikayı
Kendime ayıramadığımdan mı?
Oysa ki...
Hep beş dakika daha vardı hayatta.
Her şeyden kısılacak
Her şeye verilebilecek bir beş dakika...
Üşüdüğüm için mi yoksa pencereyi açınca.
Aylardır katlandığım soğuğa,
Bir nefeslik daha tahammülüm olmadığından mı yani?
Yoksa aynı manzarayı gördüğümden mi hep?
Aynı şekilde bakınca,
Aynı şeyleri göreceğimi bilmiyormuşum gibi...
Her bakışımda yeni bir şey gördüğümü,
Unutmuşum gibi....

Ama zor gerçekten,
Bir pencereyi ihmal ettiğini fark etmek.

Aslında kendini ihmal ettiğini fark etmek.
Oysaki hatırlayınca fark ediyor insan;
Hep beş dakikasının daha olduğunu,
Aslında o kadar üşümediğini dışarı bakarken,
Geç de olsa fark ediyor,
Manzaranın hep farklı olduğunu,
Ne zamandır fark etmediği ay,
En parlak dolunayla selamladığında kendisini.
Ağaçların çiçek açtığını,
Gecelerin artık o kadar ıssız olmadığını,
Her mevsimde farklı bir hikaye olduğunu fark ediyor.

Yeniden merak ediyor;
Yarının nasıl bir gün olacağını,
Ertesi gün manzaranın nasıl olacağını,
Ayın görünüp görünmeyeceğini...
Yeniden fark ediyor yaşadığını,
Yeniden ilham buluyor,
Ve kaldığı yerden,
Hayat yenide başlıyor....


20.05.2008 05:20
(Saatin ne kadar geç olduğunu da fark ediyor.)

--------------------------------------------------------

Bilmiyorum bu aralar kimler takip ediyor ama beğenip beğenmediğini belirten arkadaşlara minnettar olucam. Birilerinin buralarda dolaştığını bilmek güzel oluyor =)

Pazar, Mart 23, 2008

Bir Damla Fırtına

Önce bir damla düşer,
Deniz dalgalanır bir an için.
Anında söner ufak dalgalar.
Kimse bilmez önce,
Kimse fark etmez...
Fırtınanın habercisidir gelen.

Bir yıldırım yarınca gökyüzünü,
Bu kez göğe bakar insanlar,
Korkuyla hayranlıkla...
Bir damla daha düşer sonra,
Ve sonra bir damla daha...

Ve elbet fırtına diner.
O düşen ilk damla,
Herhangi bir damla gibi,
Hiç bilinmeden unutulur gider.

23.03 2008 01:30

Pazar, Şubat 17, 2008

Yolculuk

Bu kez bi değişiklik yaparak yazdığım şeyi ilhamını aldığım şeyle beraber sunuyorum. İlham aldığım şey de başka bir şiirden farklı birşey değil o da bir arkadaşıma ait. Aslında ilhamın yanında cevap niteliğinde bir şey. Dilerim beğenirsiniz. Eski sayılır ama aklıma gelmişken koymak istedim.

Yolculuk

Korkuyorum yine
Yol almak korkutuyor beni
Yine bilinmeyen bir şehir
Uzun bir yolun sonunda
Beni bekleyenler
Benim bilmediğim
Ancak garip bir sevinç de var.
Gidiyor olacağım.
Yeniden yollarda
Kendimden biraz uzakta
Ancak tamamen değil bu sefer
Yeni bir yer ekleyeceğim
Giderek büyüyen Dünyama
Yeni bir şehir
Eskilerine yeniden gitmek bile
Güzelken bu kadar
Üstelik yolda olmak
Saatlerce
Üstelik de bir dostum bekliyorsa
O şehrin bir köşesinde

Firble

-------------------------------


Gitmek lazım bazen yine de.
Geride kalan herşey pahasına gitmek lazım.

Çok fazla şey de lazım değil öyle...
Bir sen lazım kendini taşımak için,

Belki bir de otobüs bileti falan...
Varsa cebine birazcık da para.

Umutlarını da alıp yanına,
Yola çıkmak lazım biran önce...

Sıkıntı, keder ne varsa rahatsız eden,
Geride bırakıp gitmek lazım.

Belki onları da almak lazım yanına.
Issız bir yerlerde bırakmak için o da.

Mevsim ne olursa olsun,
Bir bahar şarkısı dilinde

Hava nasıl olursa olsun,
Yüzün günlük güneşlik.

Çekip gitmek lazım bazen....

Sinan Onur ALTINUÇ

Pazar, Şubat 10, 2008

Cesaret

Her gün geçtiğin sokaktan,
Karanlıkken geçmek değildir cesur olmak.
Görmediğin ufkun ötesine gidebilmektir.
Karşına ne çıkacağını bilmeden gidebilmek...
Ne gelirse baştan kabul ederek yüzleşmeyi
O her gün baktığın dağın ardına yürümek,
Seyrettiğin deniz manzarasına yelken açmak...

Yağmurda ıslanmayı göze almak değildir.
Fırtınaya karşı koyabilmektir.
Hatta inip taa kalbine;
Ordan yıldırımları sökebilmektir.

Parmadğını mum alevinden geçirmek de değildir.
Gerektiğinde atlayabilmektir alevlere.
Alevler püskürtebilmek de değil,
Gerektiğinde çalıp alevleri
İnsanoğluna armağan edebilmektir.

Sevdiğini söyleyebilmek değildir cesaret.
Herşeye rağmen sevebilmektir bazen;
Bazen de dağları delmek, çölleri aşmak....

Kormamak da değildir cesaret.
Korkuna bile hükmedebilemektir.
Göze almaktır önce,
Yapmaktır,
Sonra da katlanmak...

Hangimiz cesuruz ki o zaman?
Korktuğumuzu söyleyece cesaret bile yok bizde...

Sinan Onur ALTINUÇ

10.02.2008 23:10

Salı, Aralık 11, 2007

Percere

Pencereden göründüğü gibi değil dünya.
O kadar sessiz değil aslında geceler.
Dışarıda kalmakla,
Dışarıyı seyretmek aynı değil...
Çok daha soğuk aslında dışarısı sandığından.
Yalnızken bazen duyarsın belki ama,
Çok daha kuvvetli rüzgarın uğultusu duyduğundan.
İçeriden izleyerek bilemezsin...
Çok daha zevkli dışarıda yürümesi.
Her gün gördüğün o ağaç,
Aslında daha güzel gördüğünden.
Ve sandığından daha çok ağaç var aslında...
Daha gerçek hayvanların haykırışı
Başka bir sürü yer var oradan görünmeyen...

Pencereden dışarı sarkınca,
Daha çok üşürsün belki ama;
Anlayamazsın hiçbir zaman,
Dışarı çıkmadıktan sonra...

Çarşamba, Ekim 31, 2007

Ağlamak

Ağlar insanoğlu...

Bazen hüzün kaplar yüreğini.
Lanet okurken belki geçmişe, geleceğe
Her soluk alış verişinde,
Bir yaranın acısını çekerken...
Acısını akıtır,
Zehri akıtır gibi...
Üzüntüden ağlar....

Konuşamaz bazen,
Tutulan dili yerine,
Gözleri koyuverir haykırışını.
Heyecandan ağlar....

Çıkmaz olur düşünceleri bazen.
Binbir gece bıraksan,
Binbir gece yürüyüp...
Hiçbir yere varamaz yine de.
Bir damla gözyaşı çıkar o çıkmazdan.
Çaresizlikten ağlar....

Bir sevinç vardır bazen içinde.
Belki alışık olmadığından...
Ne yapacağını bilemez bedeni
Bildiğini yapar yine;
Mutluluktan ağlar bu sefer...

Hiçbirşey yoktur bazen de.
Üzülecek,sevinecek, kafa yoracak...
Uzun zamandır da ağlamamıştır hatta.
Durup bakarken dışarı,
Koyuverir birkaç damla;
Öylesine ağlar...

Ağlar insanoğlu
Sadece bazen;
Islak değildir gözyaşları...

31.10.2007

Çalan şarkı: Opeth - To bid you farewell

Salı, Ekim 09, 2007

Fırtınalı şafak

Her zaman öyle sakin olmaz gün doğumu,
Her zaman tatlı bir kızıla boyanmaz gökyüzü.

Islak olmalıdır bazen...
Sağnak yağar bardaktan boşalırcasına.
Ve tatlı sesi yerine kuşların,
Öfke dolu kükremesi duyulur bazen bulutların.

Ağırdan aydınlanmaz hava hep,
Gelmeyi bekleyen puslu aydınlıktan önce,
Yıldırımların ışığıyla kaybolur gölgeler.

Güneşten önce,
Bulutların gösterisidir bu...
Uykuları bölecek kadar korkunç,
Ve korkunç olduğu kadar güzel...

2007 yazı.
Fırtınalı bir günde sabaha karşı...

Cumartesi, Temmuz 14, 2007

Bir Gün Daha

Bir diğerinin ardından,
Bir gün daha...
Sıradan güzelliklerle süslenmiş yine.
Yine sıradan sıkıntılar var;
Herhangi bir gündeki dertler yine...

Yine aynı havayı soluyorum,
Aynı yerde yaşıyorum.
Aynı sudan içiyorum.
Arada bir aynı değişiklikleri yapıyorum.
Aynı yere gidiyorum kafa dağıtmak için.

Şimdi de,

Aynı yerde oturmuş;
Aynı şeyleri düşünüyorum...
"Bir diğerinin ardından,
Bir gün daha geçti yine..."

Yine umuyorum her günkü gibi:

"Yarın bambaşka bir gün olacak."


14.06.2007

Pazar, Temmuz 08, 2007

Yaşamaya Dair

Bir şiirin insana ilham vermek yerine olanı da alabileceği hiç aklıma gelmemişti. Bazı şeyler o kadar güzel söylenmiştir ki üstüne söyleyecek bir şey bulamazsınız. Demeye çalıştığınız herşey o güzelliği incitir. Şairin görevi de birşey yazmamak olur bu durumda... Benimkisi de öyle bi durum.

Yazmıyorum arkadaşım burda hazır yazılmışı var :)

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet

Pazar, Mayıs 27, 2007

Birazdan gün doğacak

Gün doğacak birazdan,
Önce bulutlar müjdeleyecek aydınlığı
İlk kuşlar selamlayacak yeni günü
Sonra kızıl bir ışıkla belli edecek kendini

Gün doğacak birazdan,
Geceyi delecek önce ağırdan,
Açık edecek ne varsa gecenin sakladığı
Ve kaybedecek ne kadar yıldız varsa gökyüzünde.

Gün doğacak birazdan,
Yırtıp atacak yavaşça geceyi
Hem seslerine son verecek gecenin
Hem de sessizliğine...

Gün doğacak birazdan,
Umut doğacak Yüzlerce insan için.
Ne olduğundan bile haberi olmayan,
Yüzlerce insan kaybolmuş rüyalarında...

Gün doğacak birazdan,
Öncesi ve sonrası olacak sadece,
Gün yeni bir gün olacak,
Ve gece eski bir gece...

Gün doğacak birazdan,
Uyanırken doğa uykusundan,
Gün doğumunu izleyenler benim gibi,
Uykuya dalacak artık...


27 Mayıs Pazar (Gündoğumundan hemen önce)

Müzikle beraber yazmak iyi oluyormuş :)
Bittiğinde Epica - Memory (Accoustic) (From Cats) çalıyordu.